»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

George Gershwin 

(1898-1937)

Piyanist, Besteci

»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»


George Gershwin Musevi kökenli Amerikalı besteci ve piyanisttir. Broadway müzikalleri ve klasik batı müziği orkestraları için eserler yazdı. Bazı şarkıları popülarite kazandı.


Müzikallere ve vokale yönelik eserlerinin büyük kısmını kardeşi söz yazarı Ira Gershwin ile beraber yazmıştır. Bestelerinden birçoğu televizyonda ve çeşitli filmlerde kullanıldı; bunlardan bazıları caz standardı haline geldi. Ella Fitzgerald Gershwin bestelerinden birçoğunu 1959'da Gershwin Songbook (Gershwin şarkı kitabı) adıyla kaydetmiştir. John Coltrane, Frank Sinatra, Billie Holiday, Miles Davis ve Herbie Hancock gibi birçok müzisyen ve vokalist parçalarını seslendirdi.


Amerikalı besteci George Gershwin 1937 yılında daha 38 yaşında iken beynindeki bir tümör nedeniyle ölünce Amerikan basını ağız birliği etmişcesine “sahip olduğumuz en iyi müzisyen artık yaşamıyor” yollu başlıklar atmıştı. Gershwin, döneminin yalnızca en iyisi değil, aynı zamanda en popüleriydi de. Jopera, klasik… Gershwin’de her sınıftan insanların hoşlanabileceği bir şey vardı. 


Rusya’dan Amerika’ya göç eden Gershovitz’ler New York’da 1898 yılında doğan ikinci oğullarına Jacop adını verdiler. Ondan iki sene önce doğan diğer oğullarının adı ise İsrael’di. Ama baba Gershovitz çocuklar dünyaya gelmeden önce, Moşe olan adını Morris’e; Gershovitz olan soyadını da Gershwin’e çevirmişti bile. İsrael okuyup yazmaya meraklı bir çocuk gibi görünüyordu ama, kardeşi Jacop’un eğilimi pek belli değildi. Bir gün, Jacop 12 yaşındayken eve bir piyano geldi. İlerde adını George’a soyadını da Gershwin’e dönüştürecek olan Jacop’un (aile nedense isim değiştirmeye pek meraklıydı) hayat çizgisi de belki o yıl değişti. Halbuki, piyano ağabeyi için alınmıştı. Ama ağabeyi piyanoyu değil, kitapları tercih ettiğini belli etmişti. Küçük George’un ilk piyano öğretmeni bir komşu hanımdı. İki yıl sonra ise konser piyanisti olmak amacıyla Charles Hambitzer’den ders almaya başladı. Ama aklı hep jazz’da ve müzikallerdeydi. Piyanonun eve girişinden sadece 4 yıl sonra, genç Gershwin ilk profesyonel işini aldı. 15 yaşında okulu bırakmış ve bir müzik yayıncısında, şarkıları tanıtıcı piyanist olarak çalışmaya başlamıştı. 


Yıl: 1914 O yıllarda Amerika’da, müzik yazarlarının bir ortak saptamasına göre, uluslararası bir popülerlik kazanan ilk Amerikan müzik türü olan Ragtime fırtınası esiyordu. Ragtime’da ağırlık piyanodaydı, ama hepsi bu kadar değildi.siyahların Batı Afrika’dan getirdikleri müzikleri (ve banjo) türün temel taşlarından biriydi. Özellikle Ragtime, dünya popüler müziğini etkileyen ilk Afro-Amerikan müzik türü oldu. En ünlü ragtime bestecisi ise Irving Berlin’di. Schott Joplin’in piyano için yazdığı rag parçaları da, Chopin’le kıyaslanabilecek kadar yetkindi. Ragtime’ı Jazz izledi. Jazz’ın çıkışı genellikle, 20. yüzyılın başı olarak kabul edilir. Yaratıcıları yine siyahlardı. Jazz etkisini yıllarca sürdürdü. (hala da sürdürüyor). Kısaca jazz, ragtime gibi, daha çok akademik ve nostaljik konumuna düşmedi. Işte genç Gershwin’i yetişme çağında en çok etkileyen, klasik teknikler kadar, ragtime ve jazz oldu. 


Gershwin başından beri hep Broadway için yazdı. Notaları basılıp satışa sunulan ilk eserinin adı pek uzundur. “When you want ’em, you can’t get ’em when you’ve got ’em you don’t want ’em”… ilk önemli başarısını ise 1919 yılında ünlü şarkıcı Al Jolson’ın söylediği “Swanee” adlı bestesiyle kazandı. Al Jolson’ın “Sinbad” adlı şovunda kullandığı parça iki milyon sattı; parçanın notasının satışı ise bir milyonu geçmişti. Al Jolson şarkıyı yüzünü siyaha boyayarak, elinde eldivenler ve diz çökmüş bir halde söylüyordu. Siyaha boyanmış bir beyaz yüz liberallerin pek hoşuna gitmedi. Gershwin bu arada ilk müzikali olan “La la Lucille”i de yazmıştı. 1920 – 24 yılları arasında “George White’s Scandals” adlı yapıma şarkılar yazdı. Birçok şarkının söz yazarı ağabeyi Ira (eksi adıyla, Israel) Gershwin’di. İki kardeş 1924 yılında her şeyiyle kendilerinin olan ilk müzikallerini yazdılar: “Lady Be Good”. Müzikalin “hit” parçası hala keyifle dinlenen “The Man I Love”dı. “George White’s Scandals” için yazdığı en ünlü eser ise 1922 tarihli “Blue Monday Blues”du. Eser toplam 20 dakika süren bir jazz-operaydı. Dönem ırkçılığın kol gezdiği bir dönemdi ve siyahların rollerini yüzlerini boyamış beyazlar oynuyordu. 


Tarih: Şubat 1924. Kent: New York. Salon: Aeolian Hall. Poul Whiteman ve orkestrası sahnede yerini almış durumda. İzleyiciler arasında RACHMANİNOV, STOKOWSKİ ve HAİFETZ gibi klasik müziğin devleri var. George Gershwin’in “Rhapsody in Blue”sunun “jazzy” klarnet açılışı bütün salonu sarıyor ve bir daha bırakmıyor. Konserin sonunda herkes ayakta. 25 yaşını yeni doldurmuş olan genç besteci çevresini saranlara anlatıyor: “Rhapsodiyi yaklaşık bir ay içinde yazdım ve bu yazma işlemi de genellikle Boston treninde gerçekleşti. Orkestrasyonunu Ferde Grofe yaptı. Bu Amerika’nın müzikal bir kaleidoskopu. Bizim insanlar, bizim blues ve bizim metropolitan çılgınlığımız”. Eleştirmenlerin görüşü de ortaktı: Modern müzikte gerçekleştirilen müthiş bir deney, bir başyapıt!… Jazz orkestrası ve piyano için yazılmış olan “Rhapsody in Blue”, yapısal olarak belki biraz basit, ama müzikal etki olarak müthişti. Konçertoyu orkestra şefi Whitemann ısmarlamıştı ve ilk çalınışında piyanoda George Gershwin’in kendisi oturuyordu. Gershwin’in bilgisi yeterli olmadığı için de, orkestrasyon Grofe’ye havale edilmişti. Eserin başındaki klarnet solonun öyküsü de çok ilginçtir. Provalar sırasında orkestranın klarnetçisi, espri olsun diye, parçayı solo olarak çalınca, bu Gershwin’in çok hoşuna gitmiş ve hemen esere eklemiştir. 


Jazz orkestrası ve piyano için yazdığı senfonik “Rhapsody in Blue“ ve müzikal “Lady be Good“un başarısı Gershwin kardeşlerin müzik dünyasındaki yerini iyice sağlamlaştırdı. Iki kardeşin uzun yıllar sürecek olan Broadway saltanatı başlıyordu. Bu arada kardeşi Ira Gershwin için de bir paragraf açmak yararlı olacak. Israel adıyla doğan Ira, George’dan iki yaş büyüktü. Yatkınlığı edebiyata idi ki, bunu 1932 yılında “Of Thee I Sing“in (Şarkılarım Seni Söyler) sözleriyle PULİTZER ödülü alarak doğruladı. Uzunca bir süre, daha doğrusu kendini kanıtlayıncaya kadar Arthur Francis (kız olan üçüncü kardeşlerinin adı Frances’ti) takma adını kullandı. Bazı müzik yazarlarına göre takma ad kullanmasının bir nedeni de, kendisinde önce üne kavuşan kardeşinin soyadını sömürmekten kaçınmasıydı. Ira Gershwin kardeşinin ölümünden sonra da şarkı sözü yazmaya devam etti ve Kurt Weill, Harold Arlen ve Jerome Kern gibi ünlü müzisyenlerle işbirliği yaptı. 1983 yılında tam 87 yaşındayken öldüğü ana kadar müzikten kopmadı. 


George Gershwin en iddialı yapıtını ise, ölmeden iki yıl önce, 1935 yılında verdi: “Porgy and Bess“. Içindeki şarkılar her 10 yılda bir yeniden yorumlanan bu ünlü opera, DuBose Heyward’ın romanına dayanıyordu ve sözleri Ira Gershwin tarafından yazılmıştı. Ama ilk sahnelenmesi şaşırtıcı bir şekilde neredeyse bir fiyasko oldu. Topu topu 124 gösterimden sonra kalktı. Kimi eleştirmenlerin “Siyah folk opera“ diye niteledikleri “Progy and Bess“in doğuşu hiç de parlak olmamıştı. Hikaye çok basitti. Sakat bir dilenci olan Porgy ile, her türlü “erdemsizliğe“ teşne Bess’in siyahların yaşadığı sefil bir bölgede, Catfish Row’da geçen trajik aşkları. Gershwin, müzikleri yazmadan önce uzunca bir süre böyle bir bölgede, South Carolina’daki Charleston’da, yaşayıp gözlemlerde bulunmuştu. Ira Gershwin’in yazdığı sözler çok anlamlıydı ve bölge halkının konuşma üslubuna sadık kalınmıştı. Aynı durum Gershwin’in müziği için de geçerliydi. Ama, içinde “I loves you Porgy“, daha sonra jazz’dan rock’a kadar her türlü “cover“ı yapılacak olan “summertime“, “I got plenty o’nothing“, “Bess, you is my woman now“ gibi şarkıları barındıran bir opera uzun süre sessiz kalamazdı. Ve kalmadı da!… 2. Dünya Savaşı’nın tam ortasında, 1942 yılında, “Porgy and Bess“ Broadway’de yeniden sahnelendi. Bu kez inanılması güç bir başarı kazandı. İkinci kez sahnelenişinde, en uzun süre neonlarda kalan müzikal ünvanını kazandı. “Porgy and Bess“in ilkleri yalnızca bununla da sınırlı kalmadı. Siyahlardan oluşan bir opera grubu dört yıl boyunca “Porgy and Bess“le dünya turu yaptı. Opera, Sovyetler Birliği’nde de sahnelendi. Milano’daki ünlü La Scala’da sahneye konan ilk Amerikan operası olma onurunu da kazandı. Tabii bunların hepsi George Gershwin’in ölümünden sonra gerçekleşmişti. 


Gershwin’in jazz ve ragtime eğilimi besteciyi, müzik türü açısından iki arada bir derede bıraktı. Klasik müzik fanatikleri için Gershwin, klasik diye nitelenmeyecek kadar pop, popüler müzik tutkunları içinse fazla ciddi idi. Halbuki Gershwin hem o, hem de ötekiydi ve ölünceye kadar da araştırma ve denemeden vazgeçmedi. Örneğin, tek perdelik jazz operası “Blue Monday Blues“u yazan Gershwin, 1919’da yaylı çalgılar dörtlüsü için bir “Lullaby“ de yazmıştı. “Lady be Good“ büyük başarı kazanınca Londra’da da sahneye konulmuştu ve bu yüzden Avrupa’da bulunan Gershwin müzik bilgisini iyice derinleştirmek için Ravel ve Nadia Boulanger’ye öğrenciler olmak için başvurmuştu. Fakat “Lady be Good“u dinleyip Gershwin’e hayran olan iki ünlü müzikçi de, “Doğal dehaya zarar veririz” kaygısıyla onun bu isteğini reddettiler. 


Müzikalleri ve şarkıları bütün dünyada ses getiren Gershwin, tabii ki eğlence sanayiinin başkenti Hollywood’un da gözünden kaçmayacak, daha doğrusu elinden kurtulamayacaktı. 1945 yılında George Gershwin’in hayatı filme alındı. 1951 yılında çevrilen PARİS’TE BİR AMERİKALI ise 1951 yılı Oscar ödülünü aldı. Vincent Minnelli’nin yönettiği filmde, 1996 Şubatında ölen Gene Kelly ve Leslie Caron, Gershwin’in müziği eşliğinde sinema tarihinin en başarılı bale-danslarını gerçekleştirdiler. Tabii bütün bunlardan “Porgy and Bess“in de nasibini almaması mümkün değildi. Yönetmen Otto Preminger bu ilk siyah folk operayı, 1959 yılında filme aldı. Bu bir tür siyah Carmen’de Porgy rolünü SIDNEY POITIER, Bess rolünü ise DOROTHY DANDRIDGE oynadı ve tabii ki şarkıları başkaları söyledi. Filmde PEARL BAILEY ve uyuşturucu satıcısı rolünde de ünlü SAMMY DAVIS Jr. vardı. “Porgy and Bess“ ilk sahnelendiği zaman, siyahların çok stereotip çizilmiş oldukları doğrultusunda eleştiriler almıştı. Bu yüzden başta SIDNEY POITIER olmak üzere, kimi siyah oyuncuları filmede oynamaya ikna etmek epey zaman almıştı. Buna karşılık, kimi müzik adamları “Porgy and Bess“i insan doğasının operasal bir portresi olarak, 20. yüzyılın müzik dehalarından BENJAMIN BRİTTEN’in “Peter Grimes“ı ile eşdeğer tuttular. 


Gershwin bir çok müzisyenin aksine, yaşadığı sürece şöhretine orantılı bir biçimde ciddi paralar kazandı. Resme çok meraklıydı ve 1920’lerin sonlarına doğru Braque ve Chagall gibi ünlülerin resimlerinden oluşan zengin bir koleksiyon oluşturmaya başlamış; kendisi de sıkı bir şekilde resim yapmaya koyulmuştu. 1937 yılı geldiğinde George Gershywin baygınlık nöbetleri geçirmeye başlamıştı. Aynı yılın Temmuz ayında ise daha 39 yaşında iken beynindeki tümör yüzünden yaşama veda etti. Jazz ve klasik müziğin en eşşiz sentezcisiydi Gershwin ve kimi müzik sosyologları tarafından verilen İKİ SAVAŞ ARASI AMERİKAN TOPLUMUNU EN İYİ YANSITAN BESTECİ ünvanını bileğinin hakkıyla kazanmıştı