Şehirde hava ısınıp herkesi baygınlaştırınca Mimi için tatil zamanı gelmiş demekti. Evinin ve babaannesinin bahçesinde oynamayı da çok seviyordu Mimi, ama yaz gelince deniz kenarında oynamak ve yüzmek gibisi yoktu!


Yaz demek upuzun günler, kumlu ayaklar, deniz gözlükleri, kumsalda haşlanmış mısır, masallarla dolu öğleden sonra uykuları ve akşamları balkonda soğuk karpuz dilimlerini lüpletmek demekti. Ve işte yaz tatili başlamıştı!


Sabahları erkenden uyanan Mimi ve kardeşi Nilu annelerinin uyanmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Sabahın erken saatlerinde kumsalda oynamak gibisi yoktu. Mimi hemen plaj çantasını hazırlamaya koyuldu. Eşyaları Nilu’ya veriyor, o da çantaya birer birer koyuyordu.


“Deniz gözlüğü… kolluklar… kova… kürek… güneş kremi… yedek mayo…”


Mimi ve Nilu eşyaları hazırlarken anneleri uyanmıştı bile!


Haydi bakalım denize!


Haydi denize

Yüzerek eğlenmeye

Güneşte var D vitamini

Nereye koydun kovamla küreğimi?


Şarkılar söyleyerek kumsala vardılar.


Özellikle de Nilu’nun bol bol güneş kremi sürmesi gerekiyordu. Mimi kardeşinin sırtına güzelce krem sürdü.


Güneşte çok uzun kalmamalısın. Şapkanı da kafandan çıkarma - dedi.

Nilu onu ciddiyetle dinledi, sonra gülümsedi.


İki kardeş kumlarda kendilerine güzel bir alan buldular ve kovalarını doldurmaya başladılar. Mimi Nilu’ya planı anlattı. Kumdan kale yapmak ciddi bir işti. Her ayrıntıyı düşünmek gerekti.


Bütün kumları buraya yığalım. Sonra ben su getireceğim, ıslatarak şekil vereceğiz. Tamam mı?

Nilu kafasını salladı. İki kardeş çalışmaya koyuldular.


Anneleri onları uzaktan izliyor bir yandan da kitap okuyordu. Dalga sesleriyle martı seslerinin birbirine karıştığı tatlı bir yaz günü sabahıydı.


Kumlar birikmiş, sıra su getirmeye gelmişti. Mimi kovayı alıp denize doğru yürüdü. Kardeşine orada oturmasını tembihledi. Nilu gülümsedi.


Kovasını suya daldıran Mimi pırıl pırıl taşlara baktı. Bundan sonra da güzel taşları toplama oyunu oynarız diye düşündü. Kovayı geri getirip kumların üzerine döktüğünde minik bir mavi balığın da kumlara düştüğünü gördüler. ‘Nilu! Gördün mü?’ Nilu heyecanla bir çığlık attı.

Anneleri ‘Neler oluyor orada bakalım?’ diye seslendi.

Mimi ‘Kalemize balık düştü! Ona ev yapabilir miyiz?’

‘Onun evi denizin içi. Alın denize atın.’ dedi annesi.

Mimi balık onların kumdan kalesinde yaşasın istiyordu. Ama kumlar onun getirdiği suyu tamamen içmişti bile. 

“Atmak istemiyorum, o benim kovama geldi!” dedi.

“Olmaz, onu evine geri bırak.”

Mimi küreğiyle balığı almaya çalıştı. Bu balık ne kadar da kaygandı!

Sonunda bir parça kumla beraber minik balık kürekteydi. Tökezlemeden onu denize geri bırakmak için koşan Mimi.

“Hoşçakal balık! Yine gel! Biz bütün yaz buradayız.’” dedi. Onu suya bıraktı, minik balık hızla yüzerek dalgalara karıştı. Mimi bir süre durup denize baktı. Kim bilir ne kadar çok balık burada yaşıyor. Ne güzel kocaman masmavi bir evleri var diye düşündü. Sonbaharda evlerine döndüklerinde odasını maviye boyama fikri aklına geldi. Gülümsedi.


Öğleden sonra haşlanmış mısırını bitirdiğinde annesi kardeşini kucağında uyutuyordu. 

“Haydi bakalım, sen de biraz öğle uykusuna yat.” diye fısıldadı.

“Bir kere daha denize gireyim” dedi Mimi. 

“Olmaz haydi bakalım, yoruldun artık.”

“Ayaklarımı sokayım geleyim… lütfeeen..”

“Tamam, ayaklarını sok hemen gel.”


Mimi denize koştu, sıcacık kumlardan sonra deniz buz gibi geldi. Ayaklarına baktı, suyun içinde ne kadar da komik görünüyorlardı! Derken parmaklarının arasında dolanan minik balığı gördü! 


“Geldi! Geldi! Balığım geldi!” diye bağırdı.


Sabahki balık Mimi’ye selam vermeye gelmişti. Mimi eğilip ona yakından baktı. Mavi balık da bir an durup ona döndü ve kuyruğunu salladı. Sonra pırıl pırıl taşların arasından dalgalara karışıp deniz evinde kaybolup gitti.


Mimi yeni bir arkadaş edinmişti!