»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

İ.Ü. Devlet Konservatuvarı

Yazar: Emir Gamsız

Gazete Kültür, 2020/06/07

»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»


İ.Ü. Devlet Konservatuvarı’nın Kadıköy İskelesine bakan binasından çıkarılması konusu basında epey yer aldı ve son haberler tahsis edilen yeni binalarına gitmeleri için okulun kapatıldığı yönünde. İstanbul’un bu köklü kurumundan mezun olmamın konuyla ilgili düşüncelerimle pek ilgisi yok çünkü konservatuvar eğitiminin sadece Türkiye’de değil, Viyana, Paris, New York gibi ülkemizde gıpta edilen örnekleriyle bile sanata zarar verdiğini düşünüyorum. Yani ben konservatuvarlara karşıyım ama bu başka bir tartışma konusu. Yani aşağıdaki önerim konservatuvar mezunu bir müzisyenin okulunu koruma çabası değil, memleketteki sanat eğitimine katkıda bulunmak isteyen bir sanatçının bilgi ve görgüye dayanan bir önerisi. Çünkü eğer var olan sistem sürdürülecek ise olanı iyileştirmek için harika bir fırsat var ortada.


İ.Ü.D.K binası, arka tarafındaki bitişik komşusu Haldun Taner sahnesiyle birleştirilmeli ve Haldun Taner sahnesi konservatuvar’a verilmeli. 


Konservatuvar eğitiminin başarısızlığının en önemli sebebi öğrencilerin sahne alışkanlığı edinememeleridir. Öte yandan, nadir de olsa, sahneyi eğitimin esas unsuru olarak gören konservatuvarlar, hem öğrenciliğinde hem sonrasında eserler ve icralar sergileyerek topluma katkıda bulunacak sanatçılar yetiştirebiliyor. Bilkent Üniversitesi bünyesindeki konservatuvar bu iddiamın en iyi ispatlarından biri. İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde, Kadıköy’de öğrencilerin ve hocaların temsilleriyle topluma sanat sunan bir kurum olduğunu, Kadıköy rıhtımın da “Kadıköy Sanat Meydanı” olarak anıldığını, toplumun sanatla buluştuğu binadan çıkıp, Haydarpaşa Garı, Topkapı Sarayı ve İstanbul Boğazı’nın güzelliğini derin bir nefesle içine çektiğini hayal edelim; eşsiz bir güzellik olmaz mı bu?


Sanat, ustaların yol gösterdiği gençlerin sahnede öğrendiği bir alandır. Bir öğrenci her yıl 9 aylık eğitim dönemi boyunca, en azından 10-15 kere toplum karşısında sanatını icra etmelidir. Tabii yılda 20-25 kere toplum karşısına çıkmayan hocanın da öğrenciye katkısı sınırlı olacaktır.  Yetenekli gençleri yönlendirdiğini ve değerlendirdiğini iddia eden ama kendisi sahneyi tanımayan, hâttâ sahneden korkan, “konservatuvar öğrencisi eskisi” hocalar ülkemizin sanat algısına ne kadar büyük zarar verdiklerini anlamadan kendileri gibi öğrenciler yetiştirirler ve öğrenciler anca kendi girişimleriyle sanatçı olarak gelişme şansına sahip olabilir. Konservatuvarlardaki nadir sanatçı-hocalar son cümlemi üzerlerine almayacaklardır çünkü bu önerimdeki yapıcılığı görebilecek kadar sahnenin eğitim için kıymetinin farkındadırlar. Ülkemizdeki konservatuvarların çoğunda bu tür sanatçı-hocalar mevcut ama bu sistemde yapabilecekleri katkı çok sınırlı.  


Bu sorunu çözecek “Sayın Başkan” her kim ise sözüm size: 

Haldun Taner Sahnesini İ.Ü.D.K.’ya vermek tarihi bir devlet adamlığı başarısı olacaktır. İsminizi tarihe “Sanata En Büyük Katkıda Bulunan Devlet Adamı” olarak yazdırırsınız. Tabii bu hamle yetmez, köklü bir eğitim değişikliği de gerekir. Bu hamleleri yaparsanız, toplum sizi bağrına basacaktır.


»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»