»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

Pasta Yürüyüşü

Yazar: Emir Gamsız

Milliyet Gazetesi, 2020/11/23

»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»


Fransız besteci Claude Debussy’nin bestelediği "Golliwogg's Cake-walk (Golliwogg’un Pasta Yürüyüşü)” tanınmış bir piyano eserdir. Golliwogg İngiliz sosyetesinin çocukları arasında moda olan siyahi oyuncak bebeğin ismidir. 1880’lerde ve sonrasında Erik Satie, Darius Milhaud ve Georges Auric gibi başka Fransız besteciler de ”Pasta Yürüyüşü” isimli eserler bestelemişler ve o dönemde popülerlik kazanmışlar. Yıllar önce Pasta Yürüyüşü’nün ABD’li kölelerin mecbur bırakıldığı bir dans olduğunu öğrendiğimde şok yaşamıştım. Köle sahiplerinin köleleri dans ettirip en iyi buldukları dansa pasta hediye etmeleri şok edici değil, ama bu kadar hayranlık uyandırıcı bir besteci olan Debussy’nin bu sosyal suça ortak olmasına şok olmuştum. Acaba o dönemde normal kabul edilen bir durum olması mıydı yüz elli yıl sonra bugün ırkçı müzik olarak nitelendirilecek “Pasta Yürüyüşü” yazma sebebi?


Son aylarda birçok sanatçı müzik kayıt endüstrisinin dönüştüğü biçimin sanatçılara zararlarını tartışmaya başladı. Bu kadar tanınmış ve yüzlerce albüm kaydetmiş sanatçı gelir elde ettikleri bir iş dünyasının eksi yönünden niye bahsediyor, işinden olmak için mi? Spotify, Apple Music ve benzerlerinin pazarladıkları müziğin yaratıcısı sanatçılara çok düşük ücretler ödemesinden, yani düşük derken o kazançla yaşamanın mümkün olmadığı rakamlardan bahsediyor herkes, çalınış başına 1 kuruşun binde ikisi gibi bir rakam. Bu şirketler bu rakamları da tam olarak açıklamıyorlar zaten, aşağı yukarı rakamlar tahmin ediliyor. Bu sistemin dinleyiciye getirdiği eksi yön ise onları kiracıya dönüştürüp bir parazit gibi sürekli ceplerinden kırıntıları sömürmesi. Albüm satın alınır, beğenilmezse dinlenmez, ne zaman beğenmediğimiz ve hiç dinlemediğimiz albümlere sonsuza dek kira ödemeye razı olduk?


Spotify’ın CEO’su geçtiğimiz günlerde yine bir açıklama yapmak zorunda kaldı çünkü hakkında açılan davalar kazanıldıkça yeni sahte güzellikler sunmaları gerekiyor topluma ve sanatçılara. Diyor ki sanatçılar çalınış başına kuruşun binde ikisinden vaz geçip daha aza razı olurlarsa o eserler için daha çok promosyon yapacakmış. Bir sonraki açıklaması sanatçıların “Pasta Yürüyüşü” yapması karşılığında bedava Spotify üyeliği olabilir; bir aylığına.


Sanatçıların bu sistemi kabul etmesi veya dinleyicinin “alan memnun satan memnun” diye düşünmesi normal çünkü tüketim dünyasının Edward Bernays taktikleri psikolojik manipülasyon ile gerçekleri farklı göstermeye dayanıyor. New York’un meşhur Wall Street’i, küçük işletmeleri yok etmek için canavarlaşmış büyüklükteki tüketim ve işveren seçeneklerini bir papatya narinliğinde, koala hissiyatında ve çoban köpeği sadıklığındalarmış gibi sunduğundan, yapılan iş karşılığında verilen tek bir toz tanesi kadar maaş ile memnun olabiliyor insanlar, çünkü en güçlü şirkette çalışıyor olmanın verdiği gurur maaşın eksikliğini kapatma hissi yaratıyor. Kim uğraşacak kendi küçük işletmesini kurmakla, üstelik küçük başlayıp en güçlü, en büyük ve en zengin şirket olmanın bu kadar önemli ama imkansız olduğu bir dünyada. Sanatçılar da “en ünlülerin” bulunduğu mecrada kayıtları olmasından gurur duyup kuruşun binde ikisine razı olabiliyorlar. 


Tarihteki, büyük düşüncelerin, buluşların ve eserlerin, büyüklük kompleksiyle yapılmış stadyumlarda, arenalarda değil küçücük mekanlarda, cafelerde, hâttâ odalarda ortaya çıktığı da unutuluyor. Çalışanlar, dinleyiciler ve sanatçılar olarak hangi “Pasta Yürüyüşü” dansını yaptığımızı gözden geçirmeli miyiz acaba?


»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»